Mobilize Yaşam (Kamil Eryazar)

Kamil Eryazar

Kamil Eryazar

Dünyada en çok cep telefonu satılan ve cep telefonu ile konuşan ülkelerin başında geliyoruz. Bu üstün “başarımız” sadece cep telefonunda da değil, sosyal medya kullanımında da ilk sıralarda yer alıyoruz.

Ta Orta Asya’dan kalkıp buralara kadar gelen göçebe atalarımızın genini taşıyan torunları olarak, mobilize yaşama geçmekte hiç zorlanmadık.

Cep telefonu, gözlük, kol saati, cüzdan gibi ayrılmaz bir parçamız oldu. Üstelik diğerlerini genelde evden dışarıya çıkarken yanımıza alırken, cep telefonu 24 saat elimizin altında olmadığı zaman rahat edemiyoruz.

Üstelik artık bir tanesi de kesmiyor, iki tane taşıyoruz. İki ayrı telefon kullanmaya ve taşımaya üşenenler de, çift sim kartlısından kullanıyorlar. Hali vakti yerinde, tuzu kuru olanlar, yakında kendilerine cep telefonu asistanı bile tutacaklar. Gazetelerin seri eleman ilanı köşelerinde ya da insan kaynakları sayfalarında şöyle bir duyuruya rastlarsanız sakın şaşırmayın:

“Birden çok mobil hattı aynı anda kullanabilecek, iPhone, BlackBerry, Nokia, Samsung ekran ve kullanımına hakim, uygulamalar konusunda deneyimli, diksiyonu düzgün, ser verip sır vermeyerek gizlilik ilkesine sıkı sıkıya bağlı kalacak, 7/24 vardiyalı çalışacak, ince parmaklı GSM asistanları aranmaktadır.”

Yoğun bakım hemşiresinin, hastanın başındaki monitörü izlemesi gibi, gözümüzü kulağımızı cep telefonundan ayırmıyoruz. Tuvalete, yatağa bile onunla giriyoruz. Uykumuzda bile cep telefonu ile konuştuğumuzu görüyor, hayırlara vesile olmasını diliyoruz. Her sabah onun alarmıyla uyandığımız için, gözümüzü ilk açtığımızda yine ona sarılıp öpüyor ve “iyi ki varsın” diye şükranlarımızı sunuyoruz.

Bu taşınabilir iletişim aracını “cep telefonu” diye adlandırmak da, sanırım dünyada ilk ve tek olarak bize özgü bir şey olsa gerek. Üstelik uluslararası GSM kısaltmasındaki “Global”in G’sini de yanlış anlamış olmalıyız ki, genelde arka cebimizde taşıyoruz. Can Yücel sağ olsaydı, kesin bununla ilgili bir şiir ya da en azından bir dize yazardı.

Eskiden araba, haydi daha mütevazi olsun, ev eşyası, giysi, kol saati, takı değiştirerek gerçekleştirdiğimiz sosyal statü mastürbasyonu ile ulaştığımız ego tatminini, şimdilerde en az yılda bir kez cep telefonunu bir üst modeli ile değiştirerek sağlıyoruz. Ayranımız yoksa bile içmeye, iPhone’la gidiyoruz çeşmeye…

Meğer ne kadar da sosyal ve iletişime meraklıymışız da haberimiz yokmuş. Dünyanın en az okuyan ülkesi olsak da ne gam, “Yüzyılın En Aylak Ulusu” unvanına layık görüldüğümüz için ne kadar övünsek, gurur duysak azdır! Bir cep telefonlu ve notebook’lu Türk, dünyaya bedeldir!

“Ey Cep Telefonlu Türk Gençliği!

Birinci vazifen, cep telefonunu elinden hiç düşürmemen, şarjını her dem yedekli tutarak, bu biricik hayata bağlanma aracını ilelebet muhafaza ve müdafaa etmendir. Ayrıca, eğer henüz yoksa, en kısa sürede bir de cepten internete bağlanma modemi edinmendir.

İstikbalde dahi, seni, bu zevkten mahrum etmek isteyecek, dahili ve harici, bedhahların olacaktır. Bazı dış mihraklar, memleketin evlatlarını iOS’cular ve Android’ciler diye ikiye bölmeye çalışabilirler. Sen farkında olmadan, teknik takip ve ortam dinlemeleri ile özel hayatına sızabilirler. Fakat sen hiçbir zaman bunlardan yılmayarak, telefonun her titreştiğinde kendine gelmelisin.

Kaydettiğin bütün numara ve e-posta adreslerine, hangi koşullarda olursan ol, sabahtan akşama, gece gündüz demeden, yemeden içmeden, hiç durmaksızın mesaj ve e-mail göndermeye devam etmelisin.

Mevzubahis geyikse, her türlü numarayı çevirmekten çekinmemelisin.

Hiçbir şey yapamazsan bile, sana gelen ipe sapa gelmez, akıl özürlü tüm mail ve mesajları, hiç düşünmeden hemen herkese forward etmelisin. Sonuna da ‘bu mesajı bilmem kaç kişiye gönderirseniz muradınıza ereceksiniz. Önceleri ben de inanmazdım ama gerçekmiş’ diye, önemli bir not eklemeyi de unutmamalısın.

En kötü şartlarda fabrika ayarlarına dönersen bile bir gün, elindeki bu kıymetli aleti öyle kaldırıp atmamalısın.

Muhtaç olduğun kontör, ‘her yöne dakikası bilmem ne kadar’ tarifelerinde mevcuttur. Çok zor durumda kaldığında parça kontör alabilir ya da kankandan ödünç kontör transferi isteyebilirsin. Bunlar da yetmezse, çaldırıp kapatabilir ya da ödemeli arayabilirsin.

Aman ha, ‘Aklıma da bir şey gelmiyor. Şimdi ben ne söyleyeceğim, ne yazacağım’ diye, dert edinip de vazgeçme sakın. ‘En güzel hazır aşk mesajları, sevgililer günü, bayram, kandil kutlamaları’ sitelerinde aradıklarını bulabilirsin. Hem böylece, duygu ve düşüncelerini 160 karaktere sığdırmaya uğraşmana da gerek kalmayacaktır.”

Bilişim mühendislerinin gecelerini gündüzlerine katarak geliştirdikleri yüksek teknoloji işlevlerinin çoğunu kullanamasak da, değiştirmek şart! (Bu tür gelişmiş, karmaşık özelliklere kafamız basmaz çünkü bizim, sıkıntıya gelemeyiz. İyi ki bunu bilmiyorlar, yoksa çoğu Japon elektronik ve yazılım mühendisi harakiri yapardı.) Çünkü bu teknolojik aksesuar, sosyal statü görüntümüzün en temel unsurudur. Kredi kartına taksitlendirip, nasıl olsa öderiz, öyle değil mi? Hatta uğruna evi barkı, arabayı satmaktan, karımızı, kocamızı boşamaktan bile çekinmeyiz. Hayatımızda daha önce hiçbir gazete ya da dergiye bile abone olmamışken, ‘uygulama mağazaları’nın tiryaki abonelerindeniz. Yeni ne çıkarsa ne işe yarayacağını bile düşünmeden hemen indiririz.

Türk işadamları Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir fuara katılıyorlar. Fuar içerisindeki standları ziyaret ediyorlar. Bir standa geldiklerinde, ev sahipleri yarım yamalak “hoş geldiniz” diyorlar. Bizimkiler merak ediyorlar ve soruyorlar: “Nereden anladınız Türk olduğumuzu?” Alman gülümseyerek ve de biraz çekinerek yanıtlıyor: “ Elinizdeki ve kemerinizdeki cep telefonlarından! Eskiden esmer, bıyıklı tiplerinizden tanırdık ama şimdi buna gerek kalmadı. Pantolon kemerine takılı ya da bir küpe gibi kulağına yapışık cep telefonlu birini görürseniz, büyük olasılıkla Türk’tür!”

Aramızda öyle büyük ve kutsanmış bir aşk var ki, elimizden de hiç bırakmıyoruz. Bu aşk da en büyük hazzı da kulağımız alıyor. Nasıl bir partner ilişkisi, nasıl bir enerji ve güçse, bitmek tükenmek bilmeyen bir orgazm yaşanıyor kulağımız ve cep telefonu arasında. Öyle mahremiyet, çekinme, utanma, ayıp duygusu falan da yok. Bulunulan ortam falan da fark etmiyor. Yiğidin cep telefonu meydandadır öngörüsüyle, her yerde, her zaman iş üstündeler.

Çok şükür artık hiç kimse yalnız değil!

Yalnızlık şiirleri, şarkıları da tarihin sayfalarında kaldılar.

GSM operatörlerinin olur olmaz zamanda zırt-pırt gönderdikleri servis mesajları sayesinde, şu hayatta hiç kimsesi olmayan en yalnız kişiler bile, yalnızlıklarını unutup, teselli buluyorlar.

Onlar olmazsa bankaların, sigorta şirketlerinin, hipermarketlerin, telefon-internet servis sağlayıcılarının call canter’larındaki dostlar sağolsunlar, bizi hiç yalnız bırakmıyorlar. Yan yana gelmesek de, yüzlerini görmesek de, sesleriyle tanıştığımız onlarca call center operatörü arkadaşımız var. Yalnız bu arkadaşların, ille de babaannemizin ya da dedemizin göbek adının 1 ve 3. harfini öğrenmek gibi ortak bir merakları var. Üstelik bizi o kadar çok seviyorlar ki, “güvenliğimiz için” her şeyi kaydediyorlar. Belki yıllar sonra bir gün, bu romantik konuşmalarımızı, hoş bir anı olarak, mum ışığında birlikte oturup şaraplarımızı yudumlarken dinleme olasılığımız bile var.

Hiç kimse arayıp sormasa bile, en azından konuştuğumuz zaman birileri tarafından dinlendiğimizi bilmek bile mutlu ediyor! Bazen sevinçten, “dinleyen nağmeler telefonumu sardı, bir ülke ki orda hep uzun kulaklılar vardı” şarkısı eşliğinde, dinleyenlerin şerefsizliğine kadeh kaldırıp rahatlıyoruz.

Olağan koşullarda kişiye özel bir iletişim aracı olması gerekirken, ulusal yoğun ilgi ve merakımız nedeniyle, zaman zaman başkaları tarafından da dinleniyoruz. Yani sonunda her çağdaş toplumda olduğu gibi, ‘birbirimizi dinlemesini öğrendik!’ ama bu ‘dinlemelerde’ ne anladığımız ya da ne kadar anlaşıldığımız da tartışılır! Anayasa ile güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerden olan, “Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır.” Madde’sinden aldıkları sınırsız sorumsuz yetki ile gerçekleştirilen bu olur olmaz dinlemeler nedeniyle, son yıllarda kriptolu konuşma modası bile yaygınlaşmaya başladı.

Örneğin, “Aşkım, akşama balık karşı kavağa çıkıp, rahatlamış olarak beyaz suya dalacak.” Türkçe meali: “Aşkım, akşama Anadolu Kavağı’na rakı-balık yapmaya gideceğiz.”

Bu cep telefonu denilen akıllı aletlere, daha kişiye özgü ve eğlenceli olsun diye, Türklerin bu özelliklerin suyunu çıkaracağını düşünemeden, “kişiselleştirme” olanakları da koymuşlardı.

Örneğin zil sesi melodi seçeneği. Bebek ağlaması, kedi miyavlaması, köpek havlaması, horoz ötüşü, siren sesi, polis telsizi efekti, “ahh… ohh” gibi orgazm sesleri, tuttuğumuz takımın marşı, davul-zurna oyun havaları, Kurtlar Vadisi jenerik müziği, Müslüm Baba’dan “Bağrı yanık”, “Acılı sevda” ya da “Ağır yaralı”, Orhan Baba’dan “Batsın bu dünya”, Demet Akalın’dan “Anan güzel mi?”, Serdar Ortaç’tan “Dansöz” şarkılarının “polifonik midi”lerinin zil sesi olarak kaydedilebileceği, yetmedi “çalarken dinletilebilecek” kadar abartılacağı, hangi elektronik yazılım mühendisinin aklına gelebilirdi ki? Üstelik bunların, “…..’e kısa mesaj olarak yaz gönder, cebine gelsin” diye, paralı servis edilebileceğini sanırım kırk yıl düşünseler, akıl edemezlerdi.

Bir de “ekran koruyucu” görseller var ki, o da başka bir alem… Tabi öncelikle manitanın, yeni evliysen eşinin ya da çocuğunun fotoğrafını koyacaksın. Manitan, eşin yoksa da üzülme, uyruğu – ulusu fark etmez, dünyanın neresinde, hangi ülkesinde rüyalarını süsleyen oyuncu, manken, fotomodel hatun varsa, adını yaz gönder, merak etme anında şuh bir fotoğrafı cebine gelir! Belki bu ultra platonik aşkından ileride sanal bir çocuğunuz olursa, onun da fotoğrafını cep telefonuna duvar kağıdı olarak döşeyebilirsin. “Benim o taraklarda bezim yok, en büyük fener ya da cimbom ya da karakartal” mı diyorsun, hiç sorun değil fanatik kardeşim, tuttuğun takımın logosu da bir SMS’ le anında cebinde. Yalnız, “ulan bu kontörler de amma çabuk bitiyor” ya da ay sonunda fatura geldiğinde “ya ben bu kadar konuşmadım ki” diye söylenmeyeceksin.

Ulus olarak acayip yaratıcı olduğumuz için, çekik gözlü Japon kardeşlerimizin aklına gelmeyip, seçenek olarak sunamadıkları ama bizim geliştirip eklediğimiz diğer kişiselleştirmeler de var tabi. Tuttuğumuz takımın renklerinde kapak, dantelli kılıf, nazar boncuklu ya da kalpli çıkartmalar, çalınca yanıp sönen ışıldaklar, el ya da otomobil tutacakları, masa üstü standları gibi oyuncak aksesuarlar icat ederek, dünya mobil iletişim sanayisine armağan etmişizdir. Hele bunlardan biri vardır ki, “yüzyılın buluşu” sayılabilir. Cep telefonları genelde su, çay, meşrubat, bira, rakı dökülmesi sonucu ıslandıkları zaman arızalandıkları için, bu tür risklere karşı koruyacak, -sıkı durun- “cep telefonu condomu”. Yaşasın % 100 Made in Turkey!

KAMİL ERYAZAR KİMDİR?

Isparta doğumlu. Siyasal Bilimler mezunu. Okuma-yazmayı öğrendikten sonra yerel gazetelerde yazmaya, ulusal gazetelerin muhabirliğini yapmaya başladı.

Üniversite yıllarında da haftalık haber, aylık edebiyat sanat dergilerinde yazmayı sürdürdü. 1982 yılında “Günümüzde Türk Basını” adlı araştırma inceleme kitabı ile Çağdaş Gazeteciler Derneği Ödülü’nü kazandı. Çeşitli gazete ve dergilerde reklam müdürlüğü ve genel yayın yönetmenliği yaptı. “Yılın Gazetecisi” seçildi. Üniversiteler, sanayici ve işadamları dernekleri ile sivil toplum kuruluşlarında “mentor” olarak konferanslar verdi. Radyo ve televizyon programlarına katıldı.

1991 yılında reklam, halkla ilişkiler, kurumsal ve pazarlama iletişimi, marka yönetimi alanlarında hizmet vermek üzere kendi şirketini kurdu. 2005 yılına kadar süren bu dönemde hazırlayıp yönettiği kampanyalar, projeler ulusal ve uluslararası ödüller aldı.

Halen ADV Bena İletişim Hizmetleri’nde Dijital Medya Yönetmeni olarak görev yapıyor. Kitle iletişimi ve kültürü, iletişim sosyolojisi, dijital medya ve toplumbilim konularındaki akademik çalışmaları sürüyor. Bu konularda yayınlanmış 3 kitabı ve 300’ün üzerinde makalesi bulunuyor.

 

NovaCep

2010 yılından beri cep telefonları ve mobil teknolojiler hakkında haber,bilgi ve mobil içerikler yayınlayan blog sitesidir.

56 thoughts on “Mobilize Yaşam (Kamil Eryazar)

  • 03 Şubat 2013 tarihinde, saat 17:01
    Permalink

    Cok güzel bi yazi olmus.Gercekten durum cok vahim gercekten insanlarimiz pahaliya dogru gidio

    Yanıtla
  • 31 Ocak 2013 tarihinde, saat 04:20
    Permalink

    Çok yerine bir konu olmuş öyleki maalesef türk insanımız 1000 tl maaşla çalışırken gidip korkmadan 1500-2000 tl ye cep telefonu alabiliyor.

    Yanıtla
  • 30 Ocak 2013 tarihinde, saat 18:18
    Permalink

    Kamil beyin yazısını zevkle okudum. Cep telefonları hakkında tespitlerine katılmamak mümkün değil. Benimde eklemek istediğim bir kaç nokta var acizane..
    İnsanlar iş ziyaretlerinde yada ev misafirliklerinde gelen misafirine bir hoş geldin dedikten sonra hemen eline alıyor aletini (cep telefonu) başlıyor oynamaya. O kadar sinir oluyorum ki. Bunu genellikle kaliteli telefonları olanlar yapıyor.. Okul yıllarımızda kalemleri havada takla attırdığımız gibi elinde kalem gibi oynuyor.
    Bir başka rahatsızlık duyduğum nokta ise kaza oluyor başıma geldi ondan yazıyorum. Önümde giden kamyon sağa doğru kaymaya başladı ve yolun kenarına yattı. Hemen durduk adam direksiyona sıkışmış kapısı açılmıyor adam yardım istiyor. Diğer duranların elinde telefon olayı çekiyorlar.

    Yanıtla
  • 29 Ocak 2013 tarihinde, saat 16:43
    Permalink

    Günümüzde ne yazık ki son çıkan hangi telefon ise halkımız hemen en pahalısına kaçıyor. Bu durum çok vahim

    Yanıtla

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: